Ana Sayfa Hastalıklar Bir İnek Neden Mastitis Olur?

Bir İnek Neden Mastitis Olur?

122
0
Paylaş
Bir İnek Neden mastitis olur

 

*Dr. Fatih KUZUGÜDEN

Dünya üzerinde yaşayan canlıların farklı üreme metotları vardır. Bu canlılar çoğaldıktan sonra oluşan yeni canlı yani yavru birbirinden çok farklı metotlarla büyütülmekte ve erişkin hale gelmektedir. Konumuz olan memeli canlılar iç döllenme ile yeni yavruyu oluştururlar ve yavru belli bir aşamaya kadar anne rahminde gelişir. Anne rahmi çok kısıtlı imkanlara sahiptir. Alan çok dardır, gelişim sınırlıdır. Bu nedenle yavru tam erişkin fonksiyonlarına sahip olarak doğamaz.

Doğum hem anne hem de yavru için gerçek bir travmadır. Anne fiziksel olarak büyük harabiyete uğrar. Yavru daha önce hiç maruz kalmadığı bir travma yaşar. İlk nefesini alır, tüm alveoller aynı anda açılır, negatif basınç oluşur, bu tahmin edemeyeceğiniz bir ağrıya neden olur (bebekleri hatırlayın, doğar doğmaz ağlarlar, ağlama nedeni budur). Sıvı bir balonun içinde, sabit bir sıcaklıkta yaşamını sürdüren yavru artık metabolizmasını düzenlemek ve kendi başına hareket etmek zorundadır.  Her duruma adapte olan buzağı sadece bir duruma anne yarıma olmadan adapte olamaz. Mevcut sindirim sistemi hayvan tam erişkin olmadığı için otu sindirecek durumda değildir. İşte bu noktada yavruyu besleyecek hayati bir madde olan süt devreye girmektedir. Süt memeli canlılarda yavru için üretilen yavruya ait olan çok besleyici, konsantre bir gıdadır. Yavrunun ihtiyacı olan mineral, vitamin, iz element gibi mikro elementler ile protein, yağ ve şeker gibi makro elementleri içerir. Ayrıca bu protein fraksiyonu içerisinde vücudun bağışıklık sistemi için elzem olan antikorları da içerir.

Süt sadece ama sadece buzağı için üretilir. Doğada serbest yaşayan, üzerinde süt verimi baskısı olamayan sığırlar ve etçi sığır ırklarında süt üretimi sadece buzağının ihtiyacı kadardır. Bu nedenle mevcut meme dokusu oldukça sıkı, üretim miktarı az olduğu için savunma mekanizmaları tam olarak çalışmaktadır. Bir buzağının günlük süt ihtiyacı canlı ağırlığının %10’udur. Buda yaklaşık olarak 6 kg.’a tekabül etmektedir. Bu süt ihtiyacı buzağının sindirim fonksiyonlarını tam olarak yerine getirmeye başladığı 6 ay devam etmektedir.

1-Meme kesesi 2-Meme Başı Kesesi 3-Meme Başı Kanalı 4-Alveol

 

 

Sığırlarda meme yukarıdaki figürdede görüldüğü üzere birbirinden bağımsız dört bölümden oluşmaktadır. Her bir bölümün başlangıç noktası bir üzüme benzeyen alveollerdir. Alveollerin etrafı düz kas hücreleri ile çevrilidir. Süt buradaki epitelyum hücrelerince sentezlenir ve globül şeklinde salgılanarak alveol ortasında bulanan keseye bırakılır. Süt bu alveol kanallarının birleşmesiyle oluşan büyük kanal sistemleri ile meme başı üzerinde bulanan bizim sisterna diye isimlendirdiğimiz büyük odacıkta birikir. Sütün bir sağımda alınan ilk %30-40’lık bölümü buradan alınır. Geri kalan kısım sağım esnasında alveollerden sağım esnasında düz kas hücrelerinin kasılması sonucu alınır. Bu anatomik yapı ve tek hücreli bir canlı olan bakterilerde dahil olmak üzere tüm canlılar için çok besleyici olan süt nedeniyle çok kolay enfekte olabilmektedir.

Bir enfeksiyonun hazırlayıcı ve bir de yapıcı olmak  üzere iki nedeni vardır. Sığırlarda memenin mevcut anatomik yapısı yani alveollerden oluşması, çok ince ve muhtelif kalınlıkta bir çok kanal ve

kanalcığın bulunması, sütün pH’sının düşük, bakteri tutunmasına yol açacak derecede yağlı ve çok besleyici olması hazırlayıcı nedenlerdir. Ancak insanoğlunun doyumsuz istekleri sonucu oluşturulan süt verimi başlı başına hem hazırlayıcı hem de yapıcı nedendir. Ortalama 6-8 kg süt veriminden yıllık 14-15 ton gibi devasa verimlere geçmek ineğin meme dokusunda inanılmaz değişimlere yol açmış ve normal savunma mekanizması tamamen çökmüştür. Normal bir sağımın 4 dakika içerisinde tamamlanması gerekir. Bu sürenin aşılması meme başı kanalının elastiki yapısını bozmakta, meme başında bulunan epitelyum hücrelerinin meme başı kanalını kapatan mukusu salgılamasını geciktirmektedir. Yüksek süt verimi ile hem sağım süresi uzamış hem de sağım sayısı artmıştır. Bu hayvanların meme başı kanalı ya çok kapanmakta veya hiç kapanmamaktadır. Sağım esnasında meme başının düzgün temizlenmemesi ve kurutulmaması ile sağım esnasında oluşan ters basınç ile bu partiküller ve içerdikleri bakteriler en uçtaki alveollere süratle pompalanmaktadır. Sıcak, bol besinli ve aerob bu bölge bakteri üremesi için mükemmel özellikler içermektedir. Kan damarı bakımından müthiş bir yoğunluk gösteren meme dokusu içindeki bu alveollerden bu kaynakla bulaşan bakteriler hemen kana karışarak iştahsızlık ve yüksek ateşle ayırt edilen septisemiler yapabilmektedir.

Alveoler ve kanalcıklı bir yapı enfekte olduğunda olayların hemen hemen tamamında kanalcık yapısı tahrip olmaktadır. Bu nedenle bir irin haline gelen doku ve hücre kalıntıları bu bölgede hapsolmakta ve dışarıya atılamamaktadır. Bu durumun iki etkisi vardır. Meme dokusuna meme başı kanalıyla verilen lokal antibiyotikler bu bölgeye ulaşamamaktadır. İkinci olarak da enfeksiyon nedeniyle doku harabiyeti oluştuğu için vücut için toksik ve patojen etken içeren bu sıvı kana karışmakta ve alakasız organlarda da enfeksiyon oluşturmaktadır. Tıkanan bu alveoler etkilenen yerin büyüklüğüne göre dışarıdan düğümler halinde tespit edilebilir. Kronik vakalarda ağrısız, akut vakalarda ağrılı ve sıcak durumdadırlar.

Bu enfeksiyona yol açan yapıcı etmenler elbette mikroorganizmalardır. Ancak burada beslenme konusundan bahsetmeden geçemeyiz. Zaten zayıf olan savunma sitemi özellikle subklinik asidoz durumlarında kan pH’sının da düşmesiyle sütün yapıldığı ortam olan alveoler sisteme ve onu takip eden kanalcık ve kanallar sisteminde de pH’nın düşmesine neden olmaktadır. Düşük pH’da protein çökelti oluşturur. Bu durumu bizler alkolde sütün kesilmesi olarak takip ederiz. Çökelen bu protein kanal yapısında tıkanıklıklara yol açar. Asidoz esnasında oluşan keton cisimcikleri diye tabir ettiğimiz moleküllerin bağışıklık sistemini baskılamak gibi bir fonksiyonu da vardır. Hepsi üst üste geldiğinde eğer hayvan sağım döneminde ise mastitis kaçınılmazdır. Ancak bu tip hayvan ve bu tip hayvanları içeren sürülerde sadece mastitis değil, muhtelif pneumoniler, sindirim sistemi sorunları, nefritis, karaciğer apseleri gibi enfeksiyonları da mastitisle beraber görürüz.

Özellikle meme dokusuna yerleşen Staphylococcus spp., Streptococcus spp. gibi enfeksiyon etkenleri bence  günümüzde çok önem arz etmemektedir. Çünkü  mastitise neden olan diğer hazırlayıcı etmenlerden bunlara sıra bile gelmemektedir. Bu etkenler hemen hemen her mastitiste yapıcı rol oynarlar.

Gelelim dananın kuyruğunun koptuğu yere. Tedavi ve koruma nasıl olmalıdır? Kısaca anlatmaya çalıştığım üzere beslenme major etken olmak üzere mastitisde hazırlayıcı ve yapıcı bir çok neden vardır. En önemli sorun sadece süt verimine bakılarak yapılan seleksiyon sonucu elde edilen hayvanlardır. 30 kg ve üzeri süt verimine sahip olan hayvanları metabolizma sadece süt verimine odaklandığı için mastitisden korumak neredeyse imkansızdır. Bu tip hayvanlarda ihtiyacı karşılamak için bypas protein ve yağı geçin artık neredeyse damardan besleme gerekmektedir. Bu hale gelmiş bir hayvanda doğal savunma ve bağışıklık siteminin çalışacağını düşünmek hayaldir. Şahsi görüş olarak 30 kg.’ı geçmeyen ama süreklilik arz eden yani her sene doğum yapan hayvanları beslemek daha akıllıcadır. İkinci neden dengesiz, enerji ağırlıklı beslemedir. Geçiş dönemi beslemesinin tam yapılmaması (kuru dönemden sağım dönemine geçiş), ilk laktasyon döneminde hayvanın ihtiyaçlarının karşılanamaması toksik maddelerin oluşmasına yol açar. Bu dönemlerde vücut için meme dokusu bu toksinlerin dışarıya atılabileceği bir yoldur. Ancak bu atılım esnasında meme dokusunun pH’sı ve elektrolit dengesi bozulmakta ve çoğu zaman mikroorganizma olmadan da mastitis şekillenmektedir.

Yukarıda anlatılan mevcut anatomik yapı, üretilen ürün olan sütün niteliği, enfeksiyonun seyri (alveollerde ve kanal sisteminde tıkanıklık) nedeniyle mastitisin tedavi edilmesi imkansıza yakındır. İyileşen hayvanlarda çoğunlukla enfeksiyon hapsedilir ve vücut direncinin düşmesiyle sık sık nüksler yaşanır. Bu nedenle özellikle yaşla birlikte sütte hem somatik hücre sayısı hem de bakteri miktarı artar. Bu hayvanlar süt verse bile gerekli kriterleri karşılayamadığı için sürü dışı bırakılırlar. Biraz karamsar olacak ama bence mastitiste tedavi tıbbi bir terimdir sadece.

Kısaca mastitisten korunmak için;

-Süt verimi odaklı seleksiyon yapılmamalıdır

-Dengeli ve ihtiyaçları karşılayan rasyon hazırlanmalıdır

-Sağım öncesi ve sonrası hijyen kağıt üzerinde yapılacaklar listesi olarak algılanmamalıdır. Unutmayınki bu kurallara uymazsanız mikroorganizmayı siz kendi elinizle meme dokusuna yerleştirirsiniz.

-Sağım sonrası hemen yemleme yapılmalı, hayvanın yatması engellenmeli ve meme başı kanalının kapanmasına fırsat tanınmalıdır.

-Spesifik etkenler için aşılama bir seçenektir. Ancak sadece aşılamaya güvenerek çalışmanın dua ederek paraşütsüz uçaktan atlamak gibi olacağı akıldan çıkarılmamalıdır

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here