Ana Sayfa Genel Çiftliklerde Önemli Meme Sağlığı Sorunları ve Çözüm Önerileri

Çiftliklerde Önemli Meme Sağlığı Sorunları ve Çözüm Önerileri

356
0
Paylaş

Prof.Dr. Ayhan Baştan

Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı Başkanı

Mastitis süt inekçiliği işletmelerinin en maliyetli hastalığıdır. Mastitise bağlı ekonomik kayıplar infertilite ve üreme hastalıklarından kaynaklananlardan 2 kat daha fazladır. Günümüzde mastitis hala süt inekçiliği işletmelerinde önemli ekonomik kayıplara yol açmaya devam etmekte, işletmelerdeki parasal kayıpların %38’i mastitisten kaynaklanmaktadır.

İneklerde mastitis klinik ve subklinik mastitis diye 2 şekilde sınıflandırılmaktadır. Mastitisin subklinik formu, uzun süreli süt verimi üzerindeki olumsuz etkisi yüzünden, mastitisin ekonomik açıdan en önemli formudur. Dünyanın her ülkesinde subklinik mastitise bağlı süt verim kayıplarının, süt endüstrisine yıllık maliyeti oldukça fazladır. Mastitisin neden olduğu diğer ekonomik kayıplar, yetiştiricilerin prim kayıpları, klinik mastitislerin tedavisi sonrası antibiyotik kalıntısı nedeniyle dökülen süt, kesim veya ölümden kaynaklanmaktadır.  İneklerde mastitiste ekonomik kaybın en önemli bölümü (% 67’si) süt verimindeki düşüşten kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte subklinik mastitisler süt kalitesinde düşme, tedavi giderleri, kesim ve işçilik giderleri gibi nedenlerle de, işletme ekonomilerini olumsuz etkilemektedir.

Subklinik mastitislere bağlı süt somatik hücre sayısı uzun süre yüksek seyreder. Süt somatik hücre sayısı uzun süre yüksek seyreden ineklerin verimlilik yaşı, somatik hücre sayısı düşük olan ineklere oranla kısadır. Somatik hücre sayısı uzun süre yüksek seyreden ineklerden doğacak buzağıların ileriki dönemde süt ve dölverimi düşük olmaktadır.

Günümüzde subklinik mastitislerden kaynaklanan ekonomik kayıplar çok ayrıntılı bir şekilde ortaya konmuştur, klinik mastitislerin neden olduğu ekonomik kayıplar hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Klinik mastitislere bağlı da önemli ekonomik kayıplar söz konusudur. İşletmelerde klinik mastitislere bağlı direkt ve indirekt parasal kayıplar olmaktadır. Direkt kayıplar, ineğin maliyeti, tedavi giderleri ve tedavi nedeniyle sütün dökülmesinden, indirekt kayıplar ise süt veriminde düşme, laktasyon döneminde nüks eden vakalar, hastalıklara karşı predispozisyon artışı, kesim, ineğin yerine yeni bir inek koyma ve genetik potansiyel kaybı nedeniyledir. Yapılan bir çalışmada klinik mastitislere bağlı direkt ve indirekt parasal kayıpların inek başına 180-200 dolar arasında olduğu belirtilmiştir.

Günümüze kadar yapılan çalışmalarda, ineklerde 140’dan fazla mikroorganizma türünün, mastitise neden olduğu bildirilmekle birlikte, en sık izole edilen mikroorganizmalar; stafilokok, streptokok ve Gram negatif bakterilerdir.

Mastitise sebep olan mikroorganizmalar bulaşıcı, çevresel, fırsatçı ve diğerleri diye 4 grupta incelenmektedir. İşletmelerde mastitislerin %95’inden S. agalactia, S.aureus, S. dysgalactia, S. uberis ve E. coli, geri kalan %5’lik kısmından ise diğer mikroorganizmalar sorumludur.

İneklerde mastitise neden olan bulaşıcı mikroorganizmalar; S. aureus, S. agalactia, C. bovis ve M. bovis’tir. Çevresel mikroorganizmalar ise çevresel streptokoklar ve koliform grubu bakterilerdir. Bu iki mikroorganizmanın oluşturduğu enfeksiyonların özellikleri, bulaşma yolları, tedavi yaklaşımları ve korunma yöntemleri birbirinden farklıdır. Bu nedenle bulaşıcı ve çevresel mikroorganizmaların özelliklerinin bilinmesi, işletmelerdeki sorunların doğru tesbiti ve çözüm önerileri bakımından önemlidir.

Kontagiyöz mikroorganizmalar inekten ineğe veya enfekte memeden sağlıklı olana bulaşma özelliği gösterirler ve bazı özellikleri birbirlerine benzerdir. Bu grup mikroorganizmalar meme bezinin saprofit mikroorganizmalarıdır, inekler arasında kolayca yayılırlar. En önemli bulaşma yolları sağımcının eli, meme başı temizliğinde kullanılan bezler ve sağım başlıklarıdır.

Bulaşıcı mikroorganizmaların önemli özellikleri;

  1. Memenin ve meme başı derisinin doğal saprofitidirler.
  2. Bu grup mikroorganizmalar inekten ineğe veya memeden memeye sağım sırasında bulaşır.
  3. Meme başı kanalının uç bölümünde koloniler oluşturur ve bu bölgede yavaşça çoğalır.
  4. Sürülerde kuru dönem tedavisi ve sağım sonu meme başı dezenfeksiyonu ile kontrol altına alınırlar.
  5. Sürüde bulaşıcı etkene bağlı mastitis insidensi yüksek ise süt somatik hücre sayısı yüksektir fakat toplam bakteri sayısı ve genellikle klinik mastitis insidensi düşüktür.
  6. Genellikle laktasyon ortasında mastitise neden olurlar.
  7. Oluşturdukları mastitisler subklinik seyir gösterir.

 

Çevresel mikroorganizmalar, çevrede (altlık, toprak, gübre gibi) yani ineklerin yaşam alanlarında bulunmaktadır. Bu nedenle bu mikroorganizmalara bağlı mastitislerin prevalansı işletmedeki bakım ve barındırma koşulları ile yakından ilgilidir. Bu çeşit mikroorganizmalar hayvanların yaşadıkları ortamlarda bulunduğundan, bunları ineklerin yaşam alanlarından tamamen yok etmek mümkün değildir. Ancak ineklerin barındığı ortamların ve çevrenin  temizliği ile bu mikroorganizmalar kontrol altında tutulabilmektedir.

Çevresel bakteriler diye bilinen bakteriler genellikle çevre, altlık olarak kullanılan materyallerde, dışkı, çamur ve ineklerin derisi üzerinde yaşarlar. Bu grupta yer alan bakteriler; koliformlar olarak adlandırılan E. coli, Klebsiella, Serratia, S. uberis gibi çevresel streptokoklar, fırsatçı bakteriler ve çevresel stafilokoklara benzeyen diğer mikroorganizmalar, Pseudomonas, Arconabacter pyogenes ve Nocardia’dır.

Bu mikroorganizmalardan mastitise en sık yol açanlar E. coli, Klebsiella spp, Serratia spp., Enterobacter spp ve Citrobacter spp’dir. Bu grup mikroorganizmalar Gram negatif olup, dışkı, altlık ve ıslak-kirli meme bezinde bulunurlar. Çevresel mikroorganizmalar sıklıkla perakut veya akut mastitislere neden olur ve endotoksin üretirler. Çevresel streptokok, Klebsiella ve Enterobacter türleri daha sık kuru dönem başlangıcında, E. coli ise doğuma yakın dönemde (doğum öncesi ve sonrası) meme içi enfeksiyonlara neden olur. O nedenle kuru dönem başlangıcı ve sonu E. coli kaynaklı mastitisler bakımından kritiktir. Kuru dönem başlangıcı ve sonunda ineklerin temiz, dezenfekte edilmiş kuru bir ortamda barındırılması, çevresel patojenlere bağlı meme içi enfeksiyonların önlenmesi açısından önemlidir.

Çevresel mikroorganizmaların özelliklerini ise;

  1. Çevre enfeksiyon için rezervuardur.
  2. Bu grup mikroorganizmalar sağımlar arasında meme içine girerler.
  3. Çevresel mikroorganizmaların meme başı kanalına penetrasyonunu sağlayan en önemli faktör, sağım makinalarının impact etkisidir.
  4. Çevresel mikroorganizmaların neden olduğu mastitisler bir laktasyon döneminden diğerine taşınmaz, subklinik persiste enfeksiyon şeklinde devam etmez.
  5. Bu grup bakterilere bağlı yeni mastitisler çoğunlukla kuru dönem sırasında şekillenir.
  6. Bir sürüde çevresel mikroorganizmalar bağlı mastitislerde somatik hücre sayısı düşüktür (genellikle 400.000 hücre/ml’nin altında). Klinik mastitislerde somatik hücre ve toplam bakteri sayısı artabilir fakat bu artış kısa sürelidir.
  7. Bu grup bakterilerin neden olduğu mastitislerin önlenmesinde kuru dönem yönetimi ve beslemesi oldukça önemlidir.
  8. Çevresel mikrorganizmalar genellikle klinik mastitise neden olur.

 

Yukarıda verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere mastitisler süt ineği işletmelerinin en önemli sorunudur ve önemli ekonomik kayba neden olurlar. İneklerde çok sayıda mikroorganizma mastitise neden olmakla birlikte, en önemlileri bulaşıcı ve çevresel mikroorganizmalardır. Bu iki grup mikrorganizmanın özellikleri birbirinden farklıdır. O nedenle işletmelerde meme sağlığına ilişkin bazı parametrelere ve enfeksiyon dinamiğine bakarak, mastitislerin olası nedenleri önceden tahmin edilebilir.

Aşağıda işletmelerde sıkça karşılan sorunlar ve çözüm önerileri ana hatlarıyla verilmiştir.

 

 

Tank sütü somatik hücre sayısı 400.000-750.000 arasında ise ne yapılmalıdır?

Somatik hücre sayısında bu denli artışa neden mikroorganizmalar bulaşıcı olanlardır. O nedenle bu grup bakterilerin bulaşması ve sürü içinde yayılmasını önleyecek tedbirlere başvurulmalıdır. Bu önlemler;

 

  1. Pulzatör temizlenmelidir.
  2. Vakum kontrolleri temizlenmelidir.
  3. Sağım prosedürleri gözden geçirilmelidir. Özellikle sağımcı eldiven giymeli, her grup değiştiğinde eldiven değiştirilmelidir. Sağım alanı temiz, meme başları kuru ise sağım başlıklarını çıkartmadan önce, vakum düğmesi kapatılmalıdır.
  4. Meme başı dezenfeksiyonunun nasıl yapıldığı (meme başı derisinin %75’i dezenfektanla kaplanmalıdır), solüsyonların kirli olup olmadığı ve ne sıklıkla değiştirildiği kontrol edilmelidir. Kullanılan dezenfektan solüsyonu ortalama 6 ayda bir bakterilerin direnç geliştireceği düşüncesiyle değiştirilmelidir.
  5. Kuruya çıkan inekler izlenmeli ve tüm meme loblarına kuru dönem tedavisi yapılıp yapılmadığı sorgulanmalıdır. Kuruya çıkan her ineğe kuru dönem tedavisi yapılmalıdır. Kuru dönem tedavisi için ilaç seçiminde antibiyogram sonuçları dikkate alınmalıdır.
  6. Bulaşıcı patojenlere karşı geliştirilen aşılar kullanılabilinir.
  7. Kronik mastitisli inekler sürüden çıkarılmalıdır.

 

Tank sütü somatik hücre sayısı 750.000 hücre/ml’nin üzerinde ise ne yapılmalıdır?.

 

  1. Yukarıdaki 7 madde gözden geçirilmelidir.
  2. Bireysel somatik hücre sayısı belirlenmelidir. Somatik hücre sayısı yüksek inekler laktasyon sonunda ise, erken kuruya çıkartılmalı veya inekler gebe değilse kesime gönderilmelidir. Eğer somatik hücre sayıları kabul edilebilir sınırlarda ise süt satılmaya devam edilmeli, aynı zamanda sıkı önlemler alınmalıdır. Çünkü SHS yüksek olan ineklerin tedavisiyle SHS düşer, fakat bu işlem ilaç giderleri ve atılan süt nedeniyle ekonomik yük getirir.
  3. Sağım sistemi ve sağım sırasındaki sanitasyon işlemleri kontrol edilmelidir.

 

Bir işletmede kuru dönemde ve doğumdan sonra mastitislere sık rastlanmaktadır. Bu durumda ne yapılmalıdır?.

 

İneklerde doğuma yakın ve doğumdan sonra genellikle klinik mastitis şekillenir. Çünkü bu dönemde ineklerde immun sistem baskılanmıştır. İneklerde klinik mastitislere genellikle başta koliformlar olmak üzere çevresel mikroorganizmalar neden olur. Yukarıda çevresel mikroorganizmaların neden olduğu mastitislerin özellikleri verilmişti.

 

Klinik mastitislerin çoğu, doğuma yakın ve doğumdan hemen sonra şekillenir. Bu durumda yanıt bekleyen 4 önemli soru vardır.

  1. İnekler kuruya hangi yöntemle çıkarıldı?.
  2. Kuruya çıkartılan tüm ineklere, kuru dönem tedavisi yapıldı mı?.
  3. Kuru dönem antibiyotik uygulaması nasıl yapıldı?.
  4. Kuru dönem ve doğum sırasında inekler hangi şartlarda barındırıldı?.
  5. Kuru dönem tedavisiyle birlikte meme başı kanalını kapatan uygulama yapıldı mı?.
  6. Kuru dönem başında ve sonunda rasyonlara vitamin E, selenyum eklendi mi?.
  7. İnekler doğum bölmelerine ne zaman alındı ve doğum bölmeleri temiz, geniş, havadar ve altlıklar sürekli değiştiriliyor mu?.
  8. Mastitise karşı aşı yapıldı mı?.

 

Bu 8 sorunun yanıtı oldukça önemlidir. Kuruya çıkarken süt verimi yüksek ineklerde meme başı kanalını kapatan keratin yapı geç veya yetersiz oluşmaktadır. Bir araştırma sonucunda kuruya çıkarken süt verimi 21 kg’den fazla ile 13 kg olan inekler, kuru dönem yeni meme içi enfeksiyonlar bakımından karşılaştırılmış; yeni meme içi enfeksiyon oranı sırasıyla %26 ve %16 olarak bulunmuştur. Yapılan bir başka çalışmada ise kuru dönemde süt verimindeki 1kg’lık artışın, meme içi enfeksiyon oranınında %6’lık bir artışa neden olduğu açıklanmıştır. Bu nedenle inekler kuruya çıkarken süt verimlerinin besleme veya sağım sıklığını azaltmak gibi yöntemlerle düşürülmesi gerekmektedir. Bu uygulamanın büyük işletmelerde önemli iş gücü ve uygulama zorluğu getireceği göz önüne alındığında; mutlaka kuru dönem tedavisiyle birlikte, meme başı kanalını macun gibi kapatan uygulamaların yapılması gerekmektedir. Bu önleme ek olarak ineklerin stresten uzak, temiz ve dezenfekte edilmiş bölümlerde tutulması, kuru dönem başlarında yeni meme içi enfeksiyonların önlenmesi bakımından yararlı olacaktır.

Kuru dönem tedavisi özellikle bulaşıcı mikroorganizmaların neden olduğu mastitislerden korunmada etkili yöntemlerden birisidir. Bu nedenle bir sürüde kuru dönem tedavisi yapılacaksa, kuruya çıkartılan tüm ineklere yapılmalıdır. Aksi takdirde sürü içerisinde birkaç inekte şekillenecek mastitis, diğer inekler için bulaşma riski taşıyacaktır.

Son yıllarda antibiyotik dirençlilik problemlerinin önüne geçmek için kuru dönem tedavisi kuruya çıkarken enfekte, somatik hücre sayısı yüksek veya geçmişinde mastitis geçiren inekler için önerilmektedir. Bu yaklaşımın hem antibiyotik dirençli bakteri suşlarının ortaya çıkmasını hem de ilaç giderlerini  azaltacağı belirtilmektedir.

Kuru dönem tedavisinin uygulanış şekli de önemlidir.  Kuru dönem tedavisi yapılırken, önce meme başı antiseptik solüsyona daldırılmalı, bir süre sonra kurulandıktan sonra, meme başının uç kısmı %70’lik alkol ile temizlenmeli, sonra kuru dönem preparatı uygulanmalı ve uygulamadan sonra meme başı tekrardan dezenfeksiyon solüsyonuna daldırılmalıdır. Aksi takdirde, meme başına kolonize olmuş bakteriler meme içine taşınmış olacaktır.

Kuru dönem preparatları etken maddesini yavaş bırakacak şekilde hazırlandığından, kuru dönemin ilk (5-7 gün) günlerinde, memeyi enfeksiyondan koruyamaz. İlaç verilirken veya sonrasında bakteri memeye girerse, antibiyotik memede MIC konsantrasyona henüz ulaşmadığından, mastitis şekillenebilir. Bu nedenle kuru dönem tedavisinden sonra inekler temiz ve kuru bir ortamda tutulmalı (bu şekilde memeye bakteri girişi önlenebilir), memeye bakteri girişini önlemek için, meme başı kanalını kapatan uygulamalar yapılmalıdır. Sonuç olarak; kuru dönemin başı, sonu ve doğum sırasında inekler temiz, dezenfekte edilmiş ve kuru bir çevrede barındırılmalıdır.

Beslenmeyle mastitis arasında yakın bir ilişki vardır. Özellikle vitamin E ve selenyum fagositik hücrelerin etkinliğini ve yangı bölgesine göç hızlarını arttırmaktadır. O nedenle klinik mastitislerin sıkça görüldüğü kuru dönem başı ve sonunda rasyonlara bu maddelerin eklenmesi oldukça önemlidir.

İneklerin doğum bölmelerine alınma zamanı, doğum bölmelerinin genişliği ve temizliği de meme sağlığı açısından son derece önemlidir. İşletmelerde meme sağlığı açısından kritik noktalardan birisi doğumhanelerdir.

Son yıllarda mastitis kontrol yöntemleri içine aşılar da eklenmiştir. Özellikle kuru dönemde ineklere aşıların yapılmasıyla koliform mikroorganizmaların neden olduğu klinik mastitislerin süresi ve şiddetini azaltmak, klinik mastitis nedeniyle sürüden çıkarılan ve ölen inek sayısını azaltmak mümkündür.

 

Sürü tank sütü bakteri  sayısı yüksek olduğunda ne yapılmalıdır?.

 

Tank sütü toplam bakteri sayısının yüksek olmasının en önemli sebebi; sağım ekipmanlarının kirli olması, sütün sağım sonrası soğutulmasındaki yetersizlikler veya sürü  içinde S. agalactia’ya bağlı yaygın mastitisli inek bulunmasıdır. Sürü tank sütü toplam bakteri sayısının yüksek olduğu durumda, sırasıyla şu işlemler yapılmalıdır;

 

  1. Öncelikle sürü tank sütü bakteriyolojik kültür sonucuna, daha sonra pastörize süt içindeki toplam bakteri sayısına bakılmalıdır. Şayet pastörize süt içinde bakteri sayısı yüksek ise, bu durum sağım ekipmanlarının temizliğiyle ilgilidir (yıkama suyunun sıcaklığı veya temizlikte kullanılan deterjanın konsantrasyonunun uygun olmaması veya hava enjektörünün çalışmaması gibi). Eğer sütte agalactia sayısı yüksek, fakat pastörize sütte düşük ise, sorun meme loblarından kaynaklanıyor olabilir.
  1. Durulama suyunun sıcaklığı kontrol edilmelidir. Durulama suyu soğuk olmalı ve

işlem bittikten sonra boşaltılmalıdır.

  1. Yıkama suyunun sıcaklığına dikkat edilmeli, suyunun sıcaklığı yıkama başlangıcında 710C ve sonunda 43-490C arasında olmalıdır.
  2. Boru sisteminin temizliğinde kullanılan maddeler kontrol edilmelidir. Çünkü onların depo ediliş ve kullanış şekli önemlidir. Örneğin kuru klor buharlaşmadığından temizlikte işe yaramaz.
  3. Her sağımdan önce sağım ekipmanlarının temizliğinde kullanılan antiseptikler kontrol edilmelidir.
  4. Hava enjektörü kontrol edilmelidir. Hava pompası çalışmıyor ise, temizlik iyi yapılmayacaktır.
  5. Dış vakum boruları, pompa contaları ve pulzatör boruları kontrol edilmelidir.
  6. Sağım sistemindeki kauçuk-lastik veya plastik hortumlar ve sağım başlıklarındaki lastikler değiştirilmelidir.
  7. Pompalar sökülmeli ve temizlenmelidir.

10.Sütün ısısı kontrol edilmeli, eğer süt ısısı yüksek ise soğutma sistemi tekrar gözden geçirilmelidir.

11.Boru sistemini oluşturan parçalar ve gerek olduğu düşünülen tüm parçalar çıkarılarak kontrol edilmeli ve fırçalarla özenle temizlenmelidir. Gerektiğinde süt tankı fırça yardımıyla antiseptik ile yıkanabilir.

12.Bir işletmede bakteri sayısıyla birlikte somatik hücre sayısı da yüksek ise problem ineklerdedir (temizlikle ilgili değildir).  Daha önce somatik hücre sayısı yüksek olduğu zaman önerilen önlemler uygulanmalıdır.

 

Sürüde Mikoplazmaya bağlı bir problem varsa  yaklaşım nasıl olmalıdır?.

 

Mikoplazmalara bağlı mastitislerin tedavisi yoktur. Bu nedenle bu hastalıktan korunmak veya sürü içinde yayılmasını önlemek için tebdirler alınmalıdır. Bu etkenlere bağlı mastitisler ile mücadele ederken 2 önemli nokta vardır.

 

  1. Etken izolasyonu yapılmaz ise;
  2. Bu durumda mikoplazmaların memede ve genel durumda yaptığı değişiklikler bilinmelidir. Mikoplazmalara bağlı mastitis olgularının klinik özellikleri şunlardır;
  • Birden fazla meme lobunda klinik mastitis tablosu vardır.
  • Tedaviye yanıt vermez ve meme dışında klinik seyir göstermez.
  • Süt veriminde ani düşme olur.
  1. Sağım sonu meme başlarınının dezenfeksiyonu yapılmalıdır.
  2. Mastitisin tedavisi amacıyla hazır meme içi preparatlar kullanılmalıdır.

Mikoplazmaya bağlı mastitis şekillenen ineklerin kesilmesi, en uygun korunma yöntemlerindendir. Aksi takdirde, o sürüde bu problem devam edecektir.

  1. Etken izolasyonu yapılmış ve mikoplazma izole edilmiş ise;
  2. Sağım sonu meme başlarının dezenfeksiyon yapılış şekli değerlendirilmelidir.
  3. Birden fazla memede klinik mastitis görülen inekler tedaviye olumlu yanıt vermiyorsa, kesime gönderilmelidir.
  4. Düzenli sürü tank sütünde analizler yapılmalıdır.

 

Mikoplazmalara bağlı mastitislerin kaynağı bu bakteriyle enfekte ineklerdir. Mikoplazmalar bulaşıcıdır ve sağım sırasında diğer ineklere bulaşırlar. Eğer bir sürüde bu bakterilerle enfekte inek oranı %5’ten az ise enfekte ineklerin kesimi önerilir. Eğer enfekte inek oranı %5’ten fazla ise enfekte inekler ayrılmalı ve en son sağılmalıdır. Mikoplazma pozitif ineklerin sütü buzağılara asla içirilmemelidir. Mikoplazma mastitislerinin tedavisi olmadığından korunma anahtar role sahiptir. Bu mikroorganizmanın sürüye en önemli bulaşma yolu; sürüye satın alınıp sokulan düve veya ineklerdir. Bu nedenle sürüye bir hayvan satın alınmadan önce mikoplazma yönünden test edilmeli, satın alma kararı kültür sonucuna göre verilmelidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here