Ana Sayfa Hayvancılık Ülkemizin Kanayan Yarası : Hayvancılık

Ülkemizin Kanayan Yarası : Hayvancılık

254
0
Paylaş

Dr. Fatih KUZUGÜDEN

Ekonominin altın kuralı para kazanmaktır. Altını olan her zaman kuralı koyar buna altın kural denir. Ürün eğer düşük maliyetle üretilip yüksek bir değerle satılabiliyorsa o iş kazançlı ve zevk veren bir iştir. Her iş için emek harcanır. Hayvancılıkta emek yoğun bir iştir ve tüm dünyada para kazandıran bir iş koludur. Peki Türkiye’de neden hayvancılık kazançlı bir iş kolu değildir?

Yaşadığımız coğrafya bereketli hilalin bulunduğu, Göbeklitepe gibi medeniyetin başlangıcını barındıran bir bölgedir. Tarihi bulgular ve belgeler çiftlik hayvanları olan sığır ve koyunun bu bölgede evcilleştirildiğini göstermektedir. Bu bölge aynı zamanda buğday, arpa gibi hububatlarında evcilleştirildiği bölgedir. Bu bölge söylenenin aksine tarım ve hayvancılık için oldukça uygundur ve konum itibarı ile de ana tüketim merkezlerine çok yakın olduğu için lojistik avantaja da sahiptir.

Türk tarımı uzun yıllar korumacı politikalar ile büyütülmeye çalışılmıştır. 80’li yıllara kadar bu yöntemle başarılı olunmuş ve hayvancılık dahil olmak üzere ihracat ile karlı işler yapılmıştır. Ancak 80’li yıllar ve sonrasında tarım alanındaki bilimsel ilerlemeye adapte olunmadığı için mevcut hal ile uluslararası rekabete yenik düşülmüştür. Şimdi tekrar A harfinden başlanarak yeni bir atılım ve değişime ihtiyaç duyulmaktadır ve stratejik öneme sahip bu iş kolunda bu uygulamaların acilen hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Tarım içinde yer alan hayvancılık emek yoğun bir iş dalıdır ve yılın 12 ayı 365 gün hayvanlarla bir arada yaşamanızı gerektirir. Ben bu iş koluna gönül vermiş biri olarak hayvanların vefakar ve çok sadık olduğunu düşünmekteyim. Ancak bu iş kolunun sürdürülebilir olması için mevcut boğa altı hayvanlar yılda bir kez muhakkak doğum yapmalıdır, bu hedefi tutturmak için gerekli olan kaba yem ve hububatı yılın on iki ayı karşılayabilecek toprak varlığı olmalıdır. Bu iki kriterden biri ve/veya ikisi karşılanamıyorsa o işletmenin kar elde etmesi ve bu işletmede sürdürülebilir hayvancılık yapılması imkansızdır. Arjantin, Brezilya, Uruguay ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde hayvancılık işletmelerini incelediğinizde buradaki işletmelerin uçsuz bucaksız mera alanlarına ve ekilebilir arazilere sahip olduğunu görürsünüz. Hayvanlar burada ‘Saldım çayıra, Mevlam kayıra’ mantığı ile yetiştirilir. Maliyetler o kadar aşağıdadır ki hesaplamaya bile gerek duymazsınız. Hayvan fiyatı serbest piyasa şartlarında ve o anki tüketim ihtiyacına göre belirlenir. Burada hayvan ihtiyacı kadar ve yeterli miktarda beslendiği için her yıl düzenli olarak yavru elde edersiniz. Sürekli buzağı elde ettiğiniz için ister sürüyü büyütürsünüz veya hem damızlık materyal hem de kasaplık materyal üretimi gerçekleştirerek her iki yoldan da  para kazanırsınız. Yeterli buzağı elde ettiğiniz bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmenizde kolay olur. Hasta hayvan imha edilebileceği için hem hayvan sağlığını hem de insan sağlığını korumuş olursunuz.

Ülkemizde durum nasıl diye kısaca bakacak olursak. Mevcut meralar kullanılmamakta veya amacı dışında kullanılmaktadır. Ekilebilir arazi boyutu gün geçtikçe küçülmektedir. Bunda hem mevcut kentlerin genişlemesi hem de miras hukuku etkin rol oynamaktadır. Son yıllarda çıkan arazi kanunu ile toprağın bölünmesinin kısmen önüne geçilmiştir ancak yıllar boyu süren ihtilaflar ve uygulamalar araziyi çok parçalı bir hale sokmuştur. Sulanabilir durumdaki araziler çok pahalıdır ancak esas sorun bir önceki cümlemde de bahsettiğim parçalı arazi yapısıdır. Bu arazileri toplamaya çalışmak başlangıçta mantıklı gibi görünse de  arazinin toplandığı  duyulduğu anda maliyet bir anda fırlamakta ve istenen araziyi toplayabilmek hayal olmakta veya çok uzun yıllar sürmektedir. Yetişkin, sağmal, laktasyon dönemindeki bir sığır ortalama 30-40 kg miktarındaki kaba yemi bir günde tüketmektedir. Bu bir hayvan için ortalama yılda 10 ton kaba yem gerektiğini gösterir. Bu ihtiyacın 10, 20, 50 veya 100 hayvan  için olduğunu düşünmenizi istiyorum. Bu yemi yedirmediğiniz takdirde en temel verim olan döl veriminden taviz vermeniz gerekir. Bu taviz iki buzağı arası sürenin uzamasına yol açar iki hatta bazı durumlarda üç yılda bir buzağı alırsınız.

Şimdi Amerika kıtasında bulunan ülkeleri düşünün ve sonra yukarıda bahsettiğim şartları yaşayan ülkemizi düşünün. Hangisi kar eder ve hangisinde hayvancılık karlı bir iş koludur? Cevabı duyar gibiyim. Tabiki Amerika kıtasında bulunan ülkeler. Neden? Cevabı çok basit. Şartları uygun.

Ne yapmalıyız? Aslında cevabı içinde olan bir soru bu. Aynı şartları sağlamadığımız sürece hayvancılığın karlı bir iş kolu olma ihtimali yok. Avrupalının ürettiği besi materyalini

Avrupadan satın alıp ülkemizde besleyerek Amerika kıtasında bulunan ülkelere kafa tutamayız. İlk dakikada kafa tutmayı bırakın, kafayı yeriz. Besi materyalini ülkemizde üretmemiz lazım, damızlık materyali ülkemizde üretmemiz lazım. Kısacası yılda bir buzağı üretmemiz lazım. Bunun yolu topraktan geçmektedir. Toprağımız boş kalmamalı, işlenmeli ve rekabet edebilecek büyüklükte, derli, toplu olmalıdır. Ben bu şartlar sağlandığı zaman ülkemizde dünya fiyatlarının çok altında bir maliyetle hayvancılığın yapılabileceğine inanıyorum. Dünyanın en iyi çiftçisi (sabırlı ve cefakar), en iyi veteriner hekimleri (bilgili, bilgiyi nerede bulacağını bilen, deneyimli), en iyi ziraat mühendisleri (toprağı tanıyan, dilinden anlayan) bizde helvayı yapmak için birinin haydi demesi lazım vakit geçirmeden hemde.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here