Ana Sayfa Genel İNEKLERDE HİPOKALSEMİ

İNEKLERDE HİPOKALSEMİ

1401
0
Paylaş

Prof.Dr. Ayhan Baştan

Ankara Üniversitesi veteriner Fakültesi

Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı

            Süt humması, doğum felci ve parturient paraliz olarak ta adlandırılan hipokalsemi, süt yapımı ve fötal iskelet gelişimi için aşırı kalsiyum ihtiyacı olduğunda, kalsiyum homeostatik mekanizmasının yetersiz kalması sonucu, kan iyonize kalsiyum düzeyindeki düşmeye bağlı ortaya çıkan, akut ve öldürücü bir hastalıktır.  İneklerde klinik hipokalsemi insidensi %5 iken çok sayıda doğum yapan ineklerde subklinik hipokalsemi insidensi %50’ ye kadar çıkabilir.

Kalsiyum sadece düz iskelet ve düz kas kontraksiyonları için değil, aynı zamanda immun sistem fonksiyonları da için de esansiyel bir elementtir.

Hipokalsemi yüksek süt verimli ineklerde genellikle gebeliğin ileri döneminde, doğum sırasında veya doğumu izleyen ilk 3 gün içinde şekillenen paraliz, dolaşım kollapsı, bilinç kaybı ve koma ile karakterizedir. Hipokalsemi, geçiş döneminde daha sık şekillenir ve ekonomik yönden önemlidir. Hastalığın ekonomik önemi süt ve döl veriminde düşme, bazı kalıcı hasarlar ile tedavi masraflarından kaynaklanmaktadır.

Hastalığın gerçek nedeni kan iyonize kalsiyum düzeyinin ani düşmesi ve merkezi sinirsel iletilerin perifere iletilememesidir.

Hipokalsemi genellikle doğumdan sonraki 1 ila 3. günlerde şekillenir.  Daha önce hipokalsemi geçiren inekler hastalığa duyarlıdır. Bu nedenle hastalığın kalıtsal özellik taşıdığı belirtilmektedir. Jersey  ve Guernsey gibi süt yağ oranı yüksek ırklarda, hipokalsemiye yatkınlık olduğu bildirilmektedir. Hipokalsemi sıklıkla yüksek süt verimli ve yaşlı ineklerde nadiren de olsa düvelerde şekillenir.

Kuru dönemde, rasyondaki kalsiyum, fosfor ve magnezyum oranı hastalığın ortaya çıkmasında etkilidir. Rasyonda fosfor oranının düşük olması, kalsiyum emilimini olumsuz etkiler. Doğuma yakın dönemde Ca/P oranının fazla olması, hipokalsemi riskini arttırmaktadır.

Hipokalsemili ineklerde en önemli klinik semptomlardan birisi rumen hareketlerinin ve yem tüketiminin azalması veya durmasıdır. Rumen hareketleri azaldığında abomazum

deplasmanı riski artmaktadır. Bu nedenle abomazum deplasmanı oluşumunda hipokalseminin önemli rolü vardır. Hipokalsemili ineklerde yem tüketimi durduğunda, negatif enerji dengesi ve ketozis şekillenmektedir.

Hipokalsemi sütçü ırk ineklerde meme sağlığını olumsuz etkilemektedir. Kan kalsiyum düzeyi düştüğünde meme başı kanalı etrafındaki sfinkter kaslar gevşemekte ve özellikle koliform ve çevresel bakteriler meme içine girerek, klinik mastitislere neden olabilmektedir.

Hipokalsemi doğum ve doğum sonrası  süreci olumsuz etkileyebilmektedir. Eğer hastalık doğum sırasında şekillenmiş ise doğumun ikinci aşaması  gerçekleşmez. Bu tür olgularda cerviks açıktır, yavru zarları yırtılmamış ve inekte doğum sancıları yoktur. Hipokalsemili ineklerde güç doğum, prolapsus uteri, yavru zarlarının atılmaması, uterus involüsyonunda gecikme ve metritis gibi hastalıkların riski artmaktadır. Bu etkileri nedeniyle hipokalsemi dölverimini de olumsuz etkilemektedir.

Hipokalseminin Fizyo-Patolojisi

Hipokalsemi, kalsiyum homeostazis mekanizmasının bozulması sonucunda şekillenir. Kalsiyum homeostazis mekanizması böbrek, kemik, paratiroid hormon, kalsitonin, Vit D, karaciğer ve ince barsak tarafından düzenlenir.

Kalsiyum, kemik yapısını oluşturan en önemli mineraldir. Kalsiyum; sinirsel uyarımların iletilmesi, kalp ve iskelet kaslarının kasılması, kanın pıhtılaşması, hücre membranı bütünlüğü ve geçirgenliğinin korunması, bazı enzim aktivitesi ile hormonların salınmasında önemli rol oynar.

Kan plazmasında kalsiyumun yaklaşık %50’si serbest (iyonize), %45’i proteinlere bağlı ve %5’i ise sitrat, bikorbonat, fosfat ve laktat gibi anyonlar ile kompleks bir şekilde bulunur, biyolojik aktif formu, iyonize kalsiyumdur. Kan pH’sına bağlı olarak ise kalsiyumun proteinlere bağlanma oranı değişmektedir. Bu nedenle kan pH’sındaki değişiklikler ile plazma kalsiyum düzeyi yakından ilgilidir. Örneğin kan pH’sı düştüğünde hidrojen iyon konsantrasyonu artar ve kalsiyumun anyonlara bağlanma kapasitesi azalır ve plazma iyonize kalsiyum oranı artar. Kan pH’sında artış olduğunda ise bunun tam tersi kan iyonize kalsiyum oranı düşer.

Yetişkin bir inekte kan kalsiyum düzeyi 8,5-10 mg/dl’dir. Kan kalsiyum düzeyinin düzenlenmesinden parathormon (PTH), 1,25-hidroksikolekalsiferol ve kalsitonin sorumludur. Kalsiyum düzeyi düştüğünde paratiroid bezinden parathormon salınmaya başlar, bu hormon böbreklerden kalsiyumun geri emilimini doğrudan, kemiklerden kalsiyum mobilizasyonunu hem doğrudan hem de 1,25-hidroksikolekalsiferol ile birlikte, barsaklardan kalsiyum emilimini ise 1,25-hidroksi-kolekalsiferol aracılığıyla dolaylı yoldan arttırır.

Parathormon’un etkisi ile böbreklerden kalsiyum ve magnezyum’un geri emilimi artar iken, fosfor ve bikarbonat’ınki engellenir. Bikarbonat’ın geri emilimi engellendiğinden, idrar ile bikarbonat atılır ve asidemi şekillenir. Asidemi durumunda kalsiyumun proteinlere bağlanma oranı azalır, iyonize oranı artar.

Plazma kalsiyum düzeyi normal sınırların üzerine çıktığında ise PTH salınımı durur ve tiroid bezinden kalsitonin salınımı uyarılır. Bu durumda kan kalsitonin düzeyi arttığı için osteoklastik aktivite engellenir ve plazma kalsiyum düzeyi normal sınırda tutulur.

Şekil 2. Kalsiyum homeostazis mekanizması (McNEILL ve ark., 2002).

 

Bir litre kolostrum 2,3 gr kalsiyum içerir, 10 lt kolostrum üretimi için 23 gr kalsiyum kaybı olur. Bu miktar  plazma kalsiyum deposunun (2,5 gr) 10, ekstrasellüler sıvıda (8 gr)

bulunanın ise 3 katıdır. Bu nedenle barsaklardan ve kemikten kalsiyum emilimi olmaz ise kalsiyum düzeyi hızla düşer.

İyonize kalsiyum, sinir ve kas hücrelerinin fonksiyonları açısından gerekli  mineraldir, bu maddenin düzeyi düştüğünde hipokalseminin karakteristik klinik bulgularu ortaya çıkar. Plazma kalsiyum düzeyi düştüğünde ise parathormon ve Vit D3 salınımı artar. Vit D uyarımından  24,  parathormon salınımındaki artıştan 48 saat sonra osteoklastik aktivite artar ve kemiklerden kalsiyum absorbsiyonu başlar. Genç hayvanlarda kemik büyümesi tamamlanmadığından  osteoklastik aktivite devam ettiğinden,  hipokalsemi riski düşüktür. Vit D salınımındaki gecikmeye bağlı ineklerde atipik hipokalsemi olgularına da rastlanmaktadır. Bu tip olgularda nüks olasılığı oldukça fazladır.

Hipokalsemi insidensi, doğum öncesi kalsiyumca zengin gıdalarla beslenen ineklerde yüksektir (>100 gr Ca /gün ). Doğum öncesi kalsiyumca zengin rasyonla beslenen ineklerde plazma iyonize kalsiyum düzeyi hızla düşer ve hipokalsemi tablosu şekillenir.

İneklerde kalsiyum homeostazis mekanizması birçok nedene bağlı bozulur ve bu durumda hipokalsemi riski artar.

 

Kalsiyum Homeostazis Mekanizmasını Bozan Faktörler

 

 

  1. Metabolik Alkalozis

 

Metabolik alkalozis, ineklerde klinik ve subklinik hipokalsemi riskini arttırmaktadır. Metabolik alkalozis, parathormon reseptörlerinin yapısını değiştirerek veya hedef doku üzerinde etkinliğini azaltarak kalsiyum homeostazis mekanizmasını bozmaktadır. Kemikte PTH etkinliği düşer ise osteoklastik aktivite ile kemiklerden kana kalsiyum geçişi azalır. Böbrekte PTH etkinliğinin azalması ile kalsiyumun geri emilimi ve 25-hidroksivitamin D’den 1,25-hidroksivitamin D sentezi engellenir ve kalsiyum mobilizasyonu ve barsaktan emilimi bozulur.

İneklerde metabolik asidozis’in nedeni rasyonda katyonların (K, Na, Ca ve Mg) anyonlara (klor, sülfat ve fosfat) oranla fazla olmasıdır.

 

  1. Hipomagnezemi

İneklerde normal plazma Mg konsantrasyonu 1,8-2,4 mg/dL’dir. Kan Mg konsantrasyonu 1,5 mg/dL altına düştüğünde hipokalsemi riski artmaktadır. Hipomagnezemi kalsiyum metabolizmasını ya PTH salınımını ya da PTH’a dokuların duyarlılığını azaltarak etkilemektedir. Çünkü PTH reseptörlerinin aktivasyonunda Mg’un önemli görevi vardır.

 

 

Semptomlar

 

İneklerde hipokalsemi olgularında merkezi ve motorik kas sistemi etkilendiğinden bu sistemlere ait bozukluklar ortaya çıkar. Bu bozukluklar; çizgili kasların kontraksiyonunda düzensizlik ve buna bağlı felç, durgunluk, duyu bozuklukları ve bilinç kaybı, vücut ısısında düşme, kalp atım sayısında ve rumen hareketleri ile yem tüketiminde azalma ve de iştah kaybıdır. Ayrıca dışkının sert ve kuru olması da görülebilecek değişikliklerdir.

İneklerde hipokalsemi subklinik (kan iyonize Ca düzeyi 8 mg/dl) ve klinik (kan iyonize Ca düzeyi 5,5 mg/dl veya altındadır) seyredebilir. Klinik hipokalsemi insidensi subkliniğe oranla düşüktür, subklinik olgularda rumen ve abomazum düz kas fonksiyonları ile  yem tüketimi azalır (bu durumda abomazum deplasmanı ile subklinik ketozis riski artar), meme başı sfinkterleri gevşer (klinik mastitis riski artar), ve immun sistem zayıflar, uterustaki düz fonksiyonlarının azalmasına bağlı involüsyon gecikmesi ve metritis şekillenebilir.

Subklinik hipokalsemi postpartum birkaç gün sürebilir ve bu durumda ketozis ve yağlı karaciğer sendromu gibi sekonder sağlık problemleri şekillenebilir.

Klinik hipokalsemi ise tipik klinik semptomlar ile karakterizedir ve hastalığın klinik belirtileri kan iyonize kalsiyum düzeyine bağlı olarak 3 aşamada ortaya çıkar.

Birinci Aşama: Bu aşamada belirgin klinik semptomlar yoktur. Fakat ineklerde hafif iştahsızlık, arka bacaklarda sertlik, kulaklar ile ekstremitelerde soğukluk ve pupillalarda genişleme olur. Çoğu zaman hayvan sahipleri bu aşamayı farketmezler.

İkinci Aşama: Bu dönemde sallantılı yürüyüş, kaslarda titreme, diş gıcırdatması, inkordinasyon, aşırı duyarlılık ve terleme vardır. Bu belirtilere ek olarak kalp atım sayısı normal veya artmış olabilir. Bazı inekler yere yatmış, boynunu karnına doğru dayamış (self oskültasyon) ve depresedir, vücut ısısı normal veya normalin altındadır, solunum hırıltılı ve düzensizdir, ishal bazen de konstipasyon dikkati çeker.

Resim 1. Hipokalseminin ikinci aşamasındaki bir ineğin görünümü (Fotoğraf tarafımca çekilmiştir).

Üçüncü Aşama: Bu aşamada inek tamamen boylu boyunca uzanmış ve komada, kalp hızlı, pulzasyon zayıf ve düzensiz, solunum düzensiz ve hırıltılı, rumen hareketleri ise azalmıştır. İnek yan yattığından regurgitasyon tehlikesi vardır, rumen sıvıları aspire edilebilir, şayet burun boşluğunda rumen sıvısı var ise prognoz kötüdür.

Resim 2. Üçüncü derecede hipokalsemili ineğin görünümü

Tanı

 

Tipik klinik bulgular ve hayvanın lateral şekilde yatması, hipokalsemi tanısı için yeterlidir. Bununla birlikte anamnez ve hastalığın doğuma yakın dönemde şekillenmesi önemli ipuçlarıdır. Hastalık tablosu çoğunlukla akut seyrettiği için laboratuar muayenelerine gerek duyulmaz, klinik semptomlar ile anamnez bilgilerine göre tanı konur, sağaltıma başlanır. Tanının doğrulanması için intravenöz kalsiyum  verilip, tedaviye yanıt ta izlenebilir. Şüpheli durumda kan kalsiyum düzeyine bakılarak tanı pekiştirilebilir (sağlıklı ineklerde kan

kalsiyum düzeyi 8,5-10 mg/dl’dir, kalsiyum düzeyi 6 mg/dl’nin altına düştüğünde hastalığın klinik semptomları görülür, 5 mg/dl’nin altına düştüğü zaman ise parezis şekillenir).

Hastalığın özellikle akut mastitis, nitrat zehirlenmesi, hipomagnezemi, hipokalemi, kırıklar, sinir paralizleri, endotoksik şok ve akut kan kayıplarıyla karışabilir. Bu nedenle bu hastalıklardan ayrımı yapılmalıdır.

 

Tedavi

 

Hipokalsemi akut bir hastalıktır ve bu nedenle acilen tedaviye başlanmalıdır (özellikle 3. aşamada). Hipokalsemili ineklerin ölüm nedenleri; dolaşım kollapsı ve solunum sistemi depresyonudur.

Hipokalsemili yatan ineklerin %45-72’si tek, %25’i en az iki kalsiyum uygulamasından sonra ayağa kalkar, %3-5’i ise tedaviye olumlu yanıt vermez.

Üçüncü aşamadaki özellikle de yatan ineklerin tedavisine en kısa sürede başlanmalıdır. Dört saat veya daha uzun süre yatan ineklerde vücut ağırlığından dolayı, vücudun yan kısımlarında ezilme, yırtılma ve sinir zedelenmeleri olur. Ayrıca kaslardaki ve sinirlerdeki işemiye bağlı dokularda nekroz ve sonucunda yatalak inek sendromu şekillenir. Tedaviden önce önemli bir nokta, yan yatan ineklerin pozisyonunun düzeltilmesidir, aksi takdirde regürgitasyon ve aspirasyon riski vardır.

Hipokalsemi tedavisinde amaç, kalsiyum homeostatik mekanizması yeniden kurulancaya kadar kalsiyum ihtiyacının yerine konmasıdır. Kalsiyumun dozu; ineğin vücut ağırlığına, kan kalsiyum düzeyi, süt verimi, hastalığın süresi, klinik tablonun şiddeti, nüks durumu, daha önce verilen kalsiyum miktarına ve ineğin genel durumuna göre değişir.

Genellikle piyasada satılan damar içi verilen kalsiyum preparatlarının 500 ml’sinde 8,5-11,5 gr kalsiyum bulunmaktadır. Bu solüsyonlar aynı zamanda magnezyum, fosfor ve glikoz da içermektedir. Kalsiyum solüsyonları (genellikle Ca boroglukonat)  damar içi verilirken aritmi için kalp dinlenmelidir. Hiperkalsemiye bağlı kalp aritmilerinin önlenmesi için uygulamadan yaklaşık 20 dakika önce deri altı veya 5 dk önce damar içi atropin (0,02 mg/kg dozda) veya verapamil (0,5 mg/kg) verilmelidir.

Kalsiyum solusyonları dakikada 1 gr olacak şekilde yavaşça (asla hızlı olmamalı) uygulanmalıdır. Damar içi kalsiyum tuzlarını verilmesinden ortalama 4 saat sonra kan kalsiyum düzeyi yükselmektedir. Hipokalsemili ineklerde kalsiyum tuzları deri altı da verilebilir. Fakat perifere kan akımı az olduğu için emilim yavaştır, bu nedenle kalsiyum düzeyi normale dönmeyebilir. Kalsiyum solüsyonu deri altı verilecek ise bir enjeksiyon yerine

1-1,5 gr (%20’lik kalsiyum solüsyonundan 50-75 ml) uygulanmalıdır. Piyasada kas içi kullanıma uygun kalsiyum solüsyonları (Ca levulinat veya Ca laktat) da mevcuttur. Kas içi uygulamada bir bölgeye en fazla 0,5-1,0 gr kalsiyum verilmelidir. Klinik hipokalsemili bir ineğe gerekli olan kas içi kalsiyum 6-10 bölgeye derin olarak enjekte edilmelidir. Bir bölgeye fazla miktarda verildiğinde o bölgede nekroz oluşmaktadır, bu durum et kalitesini olumsuz etkilemektedir. Klinik hipokalsemili ineklere tedavi amacı ile kalsiyum solüsyonları asla ağız yolu ile verilmemelidir.

Günümüzde tedavi sonrası nüksleri önlemek için CaCl2 içeren jellerin ağızdan verilmesi önerilmektedir. Bu jeller 50 gr kalsiyum içerir ve kalsiyum homeostazis’ini sağlar. Jeller iritandır ve subfarengeal mukozaya verildiğinde ciddi apse, hemoraji ve ölüme neden olabilir. Tedavi sonrası nüksü önlemek için kalsiyum solüsyonu subkutan verilebilir.

Bazen hipokalsemi vakalarında tedaviye olumlu yanıt alınmayabilir. Kalsiyum verildikten 8-12 saat sonra düzelme olmaz ise uygulama tekrarlanmalıdır. Hipokalsemi genellikle hipofosfatemi, hipomagnezemi ve hipoglisemi ile seyreder. Tedavi için kalsiyum ile birlikte dekstroz, fosfor ve magnezyum solüsyonları da damar içi uygulanmalıdır.

Hipokalsemili ineklerde tedaviye verilen yanıtın en tipik göstergeleri; nöromusküler fonksiyonların yeniden başlaması, omuz bölgesinden başlayıp, arkaya doğru yayılan titremeler, kalp sesinin güçlenmesi ve kalp atım sayısı ile vücut ısısının normale dönmesi, ayağa kalkma, ürinasyon ve defekasyondur.

Hipokalsemi tedavisinden sonra her inek  düzelmeyebilir, genellikle ineklerin %60’ı ilk, %15’i ikinci  uygulamadan sonra iyileşirler, şayet bir inekte tedaviden 8-10 saat sonra düzelme olmaz ise durum yeniden değerlendirilmeli, tedavi tekrar edilmelidir. İkinci kalsiyum uygulamasından sonra iyileşme olmaz ise sonraki uygulamaya kan kalsiyum düzeyine bakarak karar verilmelidir. Bazan hipokalsemi akut-toksik mastitis ile birlikte seyreder, bu durumda kalsiyum deri altı veya periton içi verilmelidir. Çünkü toksemik inekler damar içi kalsiyum verilmesine oldukça duyarlıdır.

Hipokalsemi tedavisi her zaman başarılı olmayabilir. Tedavide olası başarısızlık nedenleri;

  1. Yanlış tanı: Hipokalsemi bazı enfeksiyöz ve toksemik hastalıklarla karışabilir (örneğin koliform bakterilerin neden olduğu toksik mastitis gibi).
  2. Tedavi hataları: Hipokalsemili bir ineğe yeterli dozda kalsiyum ve fosfor verilmez ise tedavi başarısız olabilir. Bu nedenle tedavi sırasında verilecek kalsiyum ve fosforun dozuna dikkat edilmelidir.
    1. İlacın son kullanma süresinin geçmesi: Son kullanma tarihi geçen ilaçların içindeki etken madde azalır veya kaybolur. Bu ilaçlar kullanıldığında tedavi başarısız olabilir.
    2. Hipokalsemi ile birlikte başka hastalıkların seyretmesi: Hipokalsemi akut mastitis, yağlı karaciğer sendromu ve başka hastalıklar ile birlikte seyredebilir. Özellikle karaciğerde aşırı yağ biriktiği zaman, kalsiyum tedavisine olumlu yanıt alınmaz.
    3. Metabolik alkalozis: Doğum sırasında ve sonrasında mide-barsak hareketlerinin azalması veya durmasına bağlı metabolik alkalozis şekillenir. Metabolik alkalozis şekillendiğinde damar içi verilen kalsiyum albumin ve globulin gibi kan proteinlerine bağlandığından, kan iyonize kalsiyum düzeyi artmaz. Bu nedenle metabolik alkalozis gelişen ineklerde hipokalseminin yanısıra metabolik alkalozis’in de tedavisi yapılmalıdır.
    4. Tedaviden sonra memenin boşaltılması veya emzirme: Doğumdan sonra kolostrum yapımı nedeniyle oldukça fazla miktarda kalsiyum kaybı olur. Tedaviden sonra ineklerin sağılması veya emzirilmesi önemli miktarda kalsiyum kaybına neden olur. Başlangıçta tedaviye olumlu yanıt veren ineklerde nüks gelişir. Bu nedenle inekler tedaviden 12 saat sonrasına kadar sağılmamalı ya da emzirilmemelidir.
    5. Yaş ve bireysel farklılıklar: Bazı ineklerde tedavi sonucu bireysel farklılıklar olmaktadır ve bu nedenle kalsiyum tedavisine olumlu yanıt vermeyebilir. Özellikle yaşlı ineklerde benzer duruma sık rastlanır.
    6. Sinir ve kaslardaki hasar: Kas ve sinir hasarları ineğin ayağa kalkmasını engelleyerek, tedaviye yanıtı azaltabilir .

     

     

    Korunma

     

    Günümüzde hipokalsemiden korunma, tedaviye oranla daha öncelikli seçenek kabul edilmektedir. Korunma önlemleri sayesinde hayvanın verimlilik yaşı uzar ve ekonomik fayda sağlanır. Hipokalsemiden korunmada 4 yöntem vardır. Bu yöntemler;

     

    1. Gebeliğin son 2 haftası düşük Ca içeren rasyonla besleme
    2. Prepartum dönemde Vit D veya analoglarının enjeksiyonu
    3. Gebeliğin son 2 haftasında (minumum doğumdan 10 gün önce) rasyona anyonik tuzların eklenmesi (asidik rasyonlar)
    4. Doğumu izleyen 1 saat içinde kolay emilebilen sıvı, tablet, bolus veya jel formunda kalsiyum tuzlarının ağızdan verilmesidir.
    5. Spesifik olmamakla birlikte ineklerde hipokalsemiyi önlemek için bazı yönetsel uygulamalarda yapılmaktadır. Bu uygulamalar;

       

      1. Peripartum dönemde rasyonda Mg düzeyini kontrol etmek
      2. Vücut kondüsyon skorunun kontrolü
      3. Periartum dönemde günlük karbohidrat alımının kontrolü
      4. Kuru dönem süresini kısaltmak
      5. Doğum öncesi sağım
      6. Erken laktasyon döneminde memeleri tam boşaltmamak şeklindedir.

       

      Hipokalsemi’den korunmak için gerekli yöntemleri iyi bilmek ve etkilerini değerlendirmek yaklaşım açısından oldukça önemlidir. Bu yöntemlerin avantaj ve dezavantajları;

      1. Gebeliğin son günlerinde rasyonda kalsiyum oranı azaltılmalı veya Ca/P oranı düşük tutulmalıdır. Çünkü kuru dönemde kalsiyum ihtiyacı laktasyon dönemine göre azdır (500 kg/33 gr/gün).

      Bu yöntemde kuru dönemde kalsiyum homeostasiz mekanizmasının dinlendirilmesi amaçlanır. Kuru dönemde inek kalsiyumca zengin rasyonla beslenirse, barsaktan ihtiyaç kadar kalsiyum emilimi olur, kalsiyum homeostasiz mekanizması tembelleşir. Doğumdan sonra kalsiyum ihtiyacı oldukça fazladır (her sağımdaki 10 lt süt yapımı için 23 gr kalsiyum kaybı olur). Bu ihtiyaç, barsaktan kalsiyum emiliminde ve kemikten kalsiyum mobilizasyonundaki artış ile dengelenir. Kalsiyum homeostazis mekanizmasının yeniden aktif hale gelmesi için zamana ihtiyaç vardır (1,25 vitamin D uyarımından 24 saat sonra barsaktan, parathormon etkisi ile 48 saat sonra  kemikten kalsiyum mobilizasyonu başlar). Ciddi derecede hipokalsemili ineklerde bu süre daha uzundur. Kuru dönemde düşük kalsiyum içeren (günde 20 gr’dan az) rasyonla beslenen inekte doğum öncesi kalsiyum homeostazis mekanizması aktiftir. Bu nedenle kalsiyumun barsaktan emilimi ve kemiklerden mobilizasyonu hızlıdır. Doğumdan önce düşük kalsiyum verilmesi ile hipokalsemiyi önlemek için bu uygulamaya doğumdan asgari 14 gün önce başlanmalıdır.

       

      İneklerde hipokalsemiyi önlemek için yüksek dozlarda vitamin D metabolitleri veya onların analoglarının kullanılması tartışmalı bir konudur. Vitamin D’nin dozundan daha çok uygulama zamanı önemlidir. Özellikle uygulama doğuma 2-8 gün kala yapılmalıdır.  Eğer

      1. inek 8. günde doğum yapmaz ise diğer uygulamalar her 8 günde bir doğuma kadar tekrarlanmalıdır. Genellikle vitamin D’nin ikiden fazla kullanımı pek önerilmez. Bu yaklaşımın bir başka dezavantajı postpartum 10-14 gün sonra hipokalsemiye, bir başka dezavantajı ise yumuşak dokularda kalsifikasyona yol açmasıdır.

       

      1. Kuru dönem rasyonunda anyon-katyon dengesinin dikkate alınması hipokalsemi oluşumunu önlemede etkin bir yöntemdir. Bu nedenle kuru dönem beslenme stratejilerinde anyon-katyon oranının düzenlenmesi gerekmektedir. Bu oran, (Na+ + K+) – (S+ Cl) < 0 mEq /100 gr olmalıdır. Rasyon klor ve sülfür bakımından zengin olmalıdır, yani denge anyonik tarafa kaymalıdır. Bu şekildeki besleme planında metabolik asidozis engellenir, kan pH’sı aside kayacağından, kalsiyum homeostazis mekanizması etkin çalışır ve barsaktan kalsiyum emilim hızı artar.

       

      Anyonik tuzların kullanılması ile ineklerde hipokalsemiyi önlemek mümkündür.  Ancak anyonik tuzlar verileceği zaman birkaç noktanın göz önünde tutulması gereklidir. Bu noktalar;

      1. Rasyonda potasyum oranını düşük tutmak (potasyum bir katyondur) amacı ile saman kullanıldığında, katyon- anyon dengesini düzenlemek zor olabilir. Bu sebeple rasyonda sodyum olmamalıdır. Özellikle gübrelenen arazilerden elde edilen yonca samanı, yüksek oranda potasyum içermektedir.
      2. İneklere günde 150 gr’ dan daha fazla kalsiyum verilirse rasyona tuz eklenmelidir.
      3. Anyonik tuzlar doğumdan 2 hafta önce verilmeye başlanmalı, doğumdan sonra kesilmeli ve yerine laktasyon için hazırlanmış rasyon kullanılmalıdır.

       

      1. Gebeliğin son günlerinde 40-50 gr kalsiyum içeren jel veya sıvıların ağızdan verilmesi ile hipokalsemi gelişimi önlenebilir. Pratikte korunma programında 4 doz kalsiyum tuzu uygulanır. Oral kalsiyum tuzları su içinde eritildikten sonra mide sondası verilmelidir. Kalsiyum tuzları verildikten sonra kan iyonize kalsiyum düzeyi artar (çünkü rumen ve abomazumdan kalsiyum tuzları hızlı şekilde emilir). Hipokalsemiyi engellemek için kalsiyum klorür içeren jel  doğumu izleyen ilk 1saat içinde verilmelidir. Genelde uygulamayı izleyen 5 dk içinde serum kalsiyum düzeyi belirgin şekilde artar, 24 saat içinde normal seviyeye iner. Bu uygulama ile serum kalsiyum düzeyinde belirgin bir artış olur. Bu yöntemin dezavantajı kalsiyum tuzlarının yarılanma ömrünün kısa olması nedeniyle nüks görülmesidir.

      2016 yılında yapılan bir çalışmada doğum zamanı profilaksi için subkutan kalsiyum verilen Holştayn ırkı ineklerde kan iyonize kalsiyum düzeyi ile kuru madde tüketimi artmış, subklinikhipokalsemi, metritis, klinik ve subklinik endometritisli inek oranı azalmıştır. Araştırıcılar doğum zamanı yapılan subkutan kalsiyumun yararlı etkisinin olduğunu açıklamışlardır.

       

      1. Peripartum dönemde uzun süreli hipomagnezemi şekillenen sürülerde hipokalsemi insidensi yüksektir. Subklinik hipomagnezemili inekte hipokalsemiye yanıt olarak kalsiyum çok az mobilize olur. Ayrıca kronik hipomagnezemi geliştiğinde kemikten kalsiyum emilimi engellenir.
      2. Vücut kondüsyon skoru ile hipokalsemi arasında ilişki olduğu belirtilmektedir. Aşırı yağlı ineklerde klinik hipokalsemi ve diğer postpartum hastalıklara karşı risk yüksektir. Yapılan bir çalışmada vücut kondüsyon skoru 4 veya üzerinde olan ineklerde klinik hipokalsemi riskinin 3,3 kat fazla olduğu belirtilmiştir. Aşırı yağlı ineklerde klinik hipokalsemi riskinin yüksek olması, doğuma yakın dönemde (hipokalsemi için kritik dönemde) iştahsızlığa bağlı kalsiyum alımının düşük olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle inekler kuru dönemde aşırı yağlandırmamalıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here