Ana Sayfa Hastalıklar Staphylococcus aureus’a Bağlı Mastitisler

Staphylococcus aureus’a Bağlı Mastitisler

862
0
Paylaş

 

Prof.Dr. Ayhan Baştan

Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi

Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı

Başkanı

abastan@ankara.edu.tr

abastanvet@hotmail.com

03123170315/4226

 

Stafilokok türü bakterilerin neden olduğu mastitislere, süt hayvancılığı yapan işletmelerde oldukça sık rastlanmaktadır. Stafilokok türlerinden mastitise en sık yol açanı, S. aureus’tur.

İneklerde subklinik mastitislerin %95’inden, klinik mastitislerin %60’ından fazlası, Gram pozitif koklara bağlı şekillenmektedir. Sütçü işletmelerde önemli bir mastitis patojeni olan S. aureus, subklinik mastitislerin %30-40’ından, akut mastitislerin ise %20-30’undan sorumludur.

Alınan her türlü önleme rağmen, günümüzde S. aureus işletmeler açısından önemli bir patojen olma özelliğini hala sürdürmektedir.

  1. aureus çoğu sürüde, enfekte meme ve meme başında, çevrede ve ineğin değişik vücut bölgelerinde bulunmaktadır. Bu patojeni ineklerin baş, burun boşluğu, vücut, insanların burun ile ellerinden, sağım ekipmanlarından, altlık materyalinden ve de su kanallarından izole etmek mümkündür. Hatta gebe düveler, S. aureus için önemli bir rezervuardır.

Stafilokokal (stafilokok türlerine bağlı bağlı mastitisler) mastitisler, laktasyonun her döneminde şekillenebilir. Bu grup bakteriler, sağlıklı meme derisi üzerinde uzun süre canlı kalamaz, fakat meme başı deliği yakınındaki lezyonlar, etkenin meme başı kanalına kolonizasyonunu kolaylaştırır. Etken enfekte lezyonlarda ve kolonize olduğu meme başı kanalında çoğalır, daha sonra meme içine girer.

Resim. Her türlü meme başı derisi lezyonları S. aureus’un memeye kolonizasyonunu kolaylaştırır

 

Hatalı sağım tekniği de bu bakterinin meme başı kanalından, meme başı sisternasına taşınmasına yol açmaktadır. Ayrıca patojen, süt yağına tutunarak memenin üst bölümlerine doğru da ilerleyebilme özelliğine sahiptir.

  1. aureus’un çok sayıda önemli virulens faktörleri bulunmaktadır. Bu virulens faktörlerinden en yıkımlayıcı olanı; gangrenöz ve ölümcül mastitise yol açan, α-hemolizindir. S. aureus’un birçok suşu bulunmaktadır. Yapılan in vivo ve in vitro çalışmalarda S. aureus suşların sürülerde yayılma ve somatik hücre sayısını artırma, klinik mastitis, süt üretim kaybı, nötrofiller tarafından fagositozis, biyofilm oluşturma, meme epiteline invaze olma ve persistent enfeksiyon oluşturma kabiliyetlerinin, birbirinden farklı olduğu ortaya konmuştur. Özellikle biyofilm ve meme epiteline invazyon oluşturan suşlar, doğal savunma sisteminden ve antibiyotiklerin etkisinden, bu mekanizmalar sayesinde kurtulmaktadır. İneklerde mastitislerde izole edilen en yaygın S. aureus suşları; A, D ve F’tir.
  2. aureus, süt üreten yapıların bulunduğu alveoler bölgeye girdikten sonra, meme içerisinde çabuk yayılmaktadır. Genellikle de nötrofiller, stafilokokların çoğalmalarını sınırlamak için memede toplanmaktadır.
  3. aureus genellikle subklinik kronik mastitise neden olmaktadır. Birçok bakteriden farklı olarak S. aureus fagositoza dirençlidir, meme epitel hücreleri, nötrofiller ve makrofajlar içinde canlı kalabilir hatta çoğalabilir. S. aureus’un hücre içine yerleşmesi ve fagositik hücreler içinde bile çoğalabilmesi, bu patojene bağlı mastitislerin tedavisindeki başarısızlıkların önemli nedenlerinden birisidir. Çünkü antibiyotik uygulandıktan sonra vücut sıvılarında antibiyotik konsantrasyonu artmakla birlikte, antibiyotiklerin hücre içine geçişi yeterli olmamaktadır. Ayrıca S. aureus’un neden olduğu meme içi enfeksiyonlarının bazılarında, bu bakteri enfeksiyon bölgesini saran fibröz bir kapsül (biyofilm) oluşturmaktadır. Bu kapsül antibiyotiklerin enfeksiyon bölgesine penetrasyonunu sınırlamaktadır.
  4. aureus, enfekte olmayan memelere; sağım başlıkları, sağımcının eli, meme temizliğinde kullanılan bez ve sinekler vasıtasıyla bulaşmaktadır. Son yıllarda stafilokokların solunum yolu ile de bulaştığına dair kanıtlar olduğu bildirilmektedir.

 

 

Resim.  S. aureus’un bulaşma yolları

 

  1. aureus kaynaklı mastitislerin enfekte meme loblarından, sağlıklı meme loblarına bulaşmasını engellemek için, sağım başlıkları her ineğin sağımından sonra dezenfekte edilmeli (zaten otomatik sağım makinalarında bu işlem her sağımdan sonra otomatik olarak yapılmaktadır), meme başları dezenfektan içeren bir solüsyona daldırılmalı, sağım sırasında sağımcı, tek kullanımlık eldiven giymeli (çünkü sağımcının elindeki çatlak, yara gibi lezyonlar içinde bazı bakteriler bulunabilir ve orada canlılığını sürdürebilir) ve meme temizliğinde havlu yerine, kağıt peçeteler kullanılmalıdır. Şayet meme başlarını temizlemek için bez havlular kullanılıyorsa (pek önerilmez), her inek için ayrı bir bez havlu kullanılmalı ve sağımdan sonra havlular, çamaşır makinasında yıkanmalıdır.
  2. aureus’un inekler arasında bir diğer bulaşma yolu ise; bu etkenle enfekte düvelerdir. Doğum sırasında enfekte düveler, enfekte olmayan sürüdeki diğer düvelere, etkeni bulaştırma açısından önemli rezervuardır. S. aureus’un düvelere doğum öncesi ne şekilde ve ne zaman bulaştığı bilinmemekle birlikte, düveler için de bu patojene bağlı enfeksiyonlardan korumak için, bir mastitis kontrol programının oluşturulmasına ihtiyaç olduğu bildirilmektedir.
  3. aureus, hücre membranının bütünlüğünü bozan ve süt sentezi yapan dokuları yıkımlayan toksinler üretmektedir, etken meme dokusuna girdikten sonra immun sistem uyarılmakta ve yangı bölgesine çok sayıda lökosit göç etmektedir. Başlangıçta meme başı kanalını döşeyen dokular ve bez sisternalarında yıkım başlamakta, daha sonra etken kanal sistemi içine doğru ilerlemekte, alveollerde derin ve küçük enfekte bölgeler oluşturmaktadır. Enfeksiyon bölgesinde yıkımlanan dokular yerine oluşan skatriks doku veya apse, antibiyotiklerin bu bölgelere ulaşmasına engel olmaktadır. Bu durum S. aureus kaynaklı mastitislerin tedavisinde başarısızlıkların bir nedeni olarak kabul edilmektedir. Ayrıca stafilokokal mastitislerde, alveoller ve kanal hücreleri yıkımlanmakta, süt yapımı azalmaktadır.

 

Resim S. aureus kaynaklı mastitiste meme dokusunda şekillenen değişiklikler

Alveollerdeki yıkım sonrası ölü veya dejenere hücreler, lökositlerle birleşerek alveollerden sütün boşaltılmasını engellemekte ve bölgede skatriks dokusu alanının genişlemesine neden olmaktadır. Şayet tıkalı kanallar yeniden açılırsa, etken meme dokusunun diğer bölümlerine ilerlemektedir (meme kanallarıdaki tıkanma enfeksiyonun diğer alanlara yayılmasını engelleyen bir koruyucu mekanizmadır). Bu şekilde memenin değişik bölgelerinde apse şekillenmekte ve apseler bazen dışarı açılabilmektedir. Bazen de mikroapselerin kapsülleri açılarak süte bakteri saçılımı olmaktadır (çünkü her zaman süte bakteri saçılımı yoktur).

Enfeksiyona bağlı dejenere olan parankim doku yerini bağ (konektif) doku kaplamaktadır. Bağ doku artışı olan bölgeler palpasyonda oldukça büyük, sert ve yumru şeklinde hissedilmektedir.

Resim. S. aureus kaynaklı kronik mastitislerde şekillenen fibrotik alanların görünümü

 

  1. aureus nedenli mastitisler genellikle kroniktir. O nedenle tank sütü somatik hücre sayısı uzun süre yüksek seyreder, süt kalitesi düşer. Şayet sürü tank sütü SHS ortalaması 300.000-500.000 hücre/ml’den fazla ise, o sürüde S. aureus enfekte meme lobu sayısı yüksektir. S. aureus nedenli mastitislerde tank sütü bakteri sayısı genellikle artmamaktadır.

İneklerde S. aureus, bazen akut gangrenöz mastitise neden olabilmektedir. Bu form mastitis, bakterinin aşırı miktarda toksin ürettiği ve immun sistemin zayıf olduğu durumlarda şekillenir.

İmmun sistem zayıfladığında enfeksiyona nötrofillerin yanıtı ya yetersizdir ya da gecikir, bu durumda öldürücü perakut mastitis şekillenir. Perakut olgularda; ilgili memedeki ödem ve nekroz çok karakteristiktir. Özellikle S. aureus’un ürettiği toksinler, memede ciddi yıkıma yol açmaktadır.

Resim. Gangrenöz mastitiste meme dokusunda nekroz alanları

Memedeki değişikliklerin yanısıra ineklerde ciddi genel durum bozukluğuna ilişkin semptomlar (iştahsızlık, ayağa kalkamama, yüksek ateş gibi) da ortaya çıkmaktadır. Süt ve idrarda kan görülebilir  (hastalığın bu aşaması genellikle öldürücüdür). Ayrıca ilgili memeden çıkan sütün rengi siyah veya koyu kırmızı olup (kırmızı şarap rengine benzer), genellikle gaz içerir. Bu şekil mastitiste prognoz kötüdür ve inekler kesime gönderilmelidir.

Resim. S. aureus’a bağlı gangrenöz mastitis

Gangrenöz mastitisli bir memenin görünümü, bazen meme derisi altında kan toplanmış bir memenin görünümüne benzer. Meme derisi altında kan toplandığında (genelde travmaya bağlı) ilgili meme derisinde morarma (tıpkı gangrenöz mastitiste olduğu gibi) şekillenir. Böyle  olgularda ineğin genel durumu iyidir, memeden süt çıkar, memeye dokunulduğunda çok sıcak ve soğuk değildir (oysa gangrenöz mastitiste soğuktur). Bu şekildeki meme herhangi bir tedavi girişimi olmadan iyileşir. Sonuç olarak; bir memede renk değişikliği (morarma gibi) olduğu zaman sadece bu durumun gangrenöz mastitis olmayacağı unutulmamalıdır.

  1. aureus ineklerde orta şiddetli klinik enfeksiyonlara da neden olabilmektedir. Orta şiddetli klinik mastitislerde memede veya memelerde hafif şişlik, süt içinde özellikle ön sağımda pıhtı ve flakonlar bulunmaktadır. Stafilokok enfeksiyonları genellikle doğuma yakın dönemde şekillenir. Böyle olgularda sütte pıhtı vardır, somatik hücre sayısı artar, daha ileri dönemde ise, süt sulu ve rengi sarı bazen kanlı olabilir. Hastalık, daha sonra kronikleşir ve bir süre sonra yeniden akut hale döner.

Aşağıda S. aureus’a bağlı mastitislerin nasıl bir seyir izledikleri gösterilmiştir.

Şekil. S. aureus kaynaklı mastitislerin seyri.

Kronik stafilokokal mastitislerde ise, alveoller invole olur ve etrafı içinde nötrofil granülosit ile bakteri içeren bir kapsül ile sarılır. Daha sonra küçük nekrotik şişliklerden, apseler şekillenir.

Resim. Meme lobunda indurasyon

  1. aureus’un oluşturduğu mastitisleri antibiyotikler ile tedavi etmek zordur. Çünkü antibiyotikler enfekte bölgeye, memedeki değişiklikler nedeniyle ulaşamaz. Aynı zamanda bu bakteri, lökositler içine girebilir ve özellikle penisilin grubu antibiyotikleri inaktive eden, enzim salgılar.
  2. aureus’un en belirgin özelliği konakçı immun sisteminden kurtulma yeteneğine sahip olmasıdır. S. aureusun tiplendirme çalışmalarında etkenin farklı suşlarının kontagiyöz, persistentlik ve virulens gibi farklı özellik taşıdıkları belirlenmiştir.

 

  1. aureus’un suşlarının ortak özellikleri şunlardır;
  2. Meme dokusunda invazyon ve yıkıma yol açan, değişik enzim ve toksin üretirler.
  3. Normalde bakteriyel çoğalmayı inhibe eden maddeler üreten, meme başı kanalı keratininde bile canlı kalırlar.
  4. Fagositozisten korunurlar. Örneğin bazı S. aureus suşları hücre duvarında bulunan protein A antikorların Fc kısmına bağlanarak, nötrofillerin bakterileri tanımasını engellerler ve fagositozdan kurtulurlar. S. aureus, fagositler içinde bile canlı kalabilir hatta çoğalabilir.
  5. Belirli grup antibiyotiklere karşı direçlidirler. Ürettikleri beta-laktamaz enzimi,

penisilinleri ve penisilin benzeri antibiyotikleri inaktive eder. S. aureus suşlarının %50’si beta-laktamaz üretir. Bu nedenle bu suşları antibiyotikler ile tedavi etmek çok zordur.

  1. Meme dokusunda oluşturdukları apse ve fibrozis nedeniyle, antibiyotiklerin yangı bölgesine ulaşmasına engel olurlar ve bu yolla antibiyotiklerin etkisinden kurtulurlar.
  2. Hücre içi yerleştiklerinden ve hareket ettiklerinden dolayı, o bölgelere antibiyotiklerin yeterli konsantrasyonda ulaşmaları zordur.
  3. L-formuma geçerek, antibiyotiklerin etkisinden kurtulurlar.

Semptomlar

  1. aureus kaynaklı mastitislerde klinik semptomlar hastalığın perakut, akut, subakut ve kronik olmasına göre değişiklik göstermektedir. Kronik ve subklinik form, en sık görülenlerdir. Perakut formda genellikle, gangrenöz mastitis şekillenir ve gangrenöz mastitisli inekler genellikle ölmektedir. Oysa akut/subakut olgularda, klinik semptomlar diğer etkenlere bağlı orta şiddetteki klinik mastitislerin semptomlarına benzemekte, bu formlar kronik forma dönüşebilmektedir. Kronik ve subklinik mastitislerde fibrozis, apse ve meme bezi kanallarında tıkanıklık oluşmaktadır.

 

Resim. Kronik mastitis sonucu yukarıda atrofiye olan, solda apse şekillenmiş, sağda ise gangrenöz mastitisli bir meme lobunun görünümü

 

Tanı

Sürü içinde S. aureus’a bağlı mastitisler, birtakım spesifik özellik göstermektedir. Bir sürü için S. aureus önemli tehdit oluşturduğunda, o sürüde yeni meme içi enfeksiyon oranı artmakta ve çok sayıda inekte kronik mastitis şekillenmektedir. Bu spesifik göstergelere ek olarak, o sürülerde klinik mastitis insidensinde de artış olmaktadır. Sürü içerisinde klinik mastitis insidensi ve klinik semptom gösteren ineklerin sayısındaki artış ile birlikte, sürü tank sütü somatik hücre sayısı da artmaktadır. Bir sürüde S. aureus’un önemli bir sorun teşkil ettiğininin bir başka önemli göstergesi de, klinik olguların tedavisindeki başarısızlık ve nüks oranındaki artıştır.

  1. aureus nedenli mastitisin tanısında bakteriyel izolasyon en önemli tanı yöntemidir ve bakteriyel izolasyon akredite bir laboratuvarda yapılmalıdır. Bakteriyolojik izolasyon için, tank sütü örneklerinden ekim yapılmalıdır. Ancak her zaman sürü tank sütünden yapılan kültürler, doğru sonuç vermeyebilir. O nedenle bakteriyolojik muayene yapılacak ineklerin seçimi çok önemlidir. Bu amaçla da bir çiftlikte S. aureus’un önemli bir sorun olup olmadığını belirlemek için, somatik hücre sayısı uzun süre yüksek seyreden ineklerden (ardı ardına 3 ay somatik hücre sayısı 300.000 veya daha yukarı olan ineklerden) örnek alınmalıdır. Bu yaklaşım faydalı bir başlangıç noktası olacaktır. Bununla birlikte S. aureus ile enfekte ineklerde somatik hücre sayısının bazen düşük olacağı da unutulmamalıdır. Somatik hücre sayısı yüksek ineklerin belirlenmesinde, CMT’den de faydalanılabilinir. Ayrıca klinik mastitislerde de süt örneklerinin bakteriyolojik muayenesi önemlidir. Özellikle alınan süt örnekleri dondurulup çözdürüldükten veya 2000 devirde 15 dk santrifüj edildikten sonra, supernatant kısımdan bakteriyolojik muayene yapılması, etkenin izolasyon şansını artırmaktadır. Dondurup çözdürme işlemi sırasında, hücre içine yerleşen bakterilerin hücre duvarları parçalanacağından, bakterinin izolasyonu kolaylaşmaktadır. Yani çiğ sütten yapılacak ekimler S. aureus’un izolasyonunda yetersiz kalabilir ve o nedenle bakteriyolojik kültür amacıyla alınan süt örnekleri önce dondurulmalı, oda ısısında çözdürüldükten sonra, kültüre edilmelidir. Bununla birlikte bazı araştırıcılar ise, taze süt örneklerinden de S. aureus’un izole edilebileceğini bildirmektedir.

Mastitisli meme loblarından alınan süt örneklerinden S. aureus’u izole etmek, her zaman mümkün olmayabilir. Çünkü, bu bakterinin süt içinde sayısı bazen yüksek, bazen de saptanamayacak kadar düşük sayıda olabilmektedir. O nedenle, S. aureus’u izole etmek için belirli zaman aralıkları ile alınan 2-3 süt örneğinin bakteriyolojik muayenesi yapılmalıdır. Tek bir örnekteki negatif sonuç, ineğin S. aureus ile enfekte olmadığına kanıt değildir.

Korunma

Bir sürü için S. aureus’a bağlı mastitis prevalansını %2’nin altında tutmak mümkündür. Sürü içindeki enfekte inekler, enfeksiyonun diğer ineklere bulaşması bakımından en önemli kaynaktır. O nedenle her türlü mastitis kontrol önlemi, inekler arasında enfeksiyonun yayılmasını engellemeye odaklanmıştır. Oysa S. aureus’un tek kaynağı enfekte inekler değildir, bu etken çevrede de bulunmaktadır. O nedenle S. aureus’un çevresel kaynaklı kontaminasyonunu önlemek için de bazı tebdirler almak gereklidir. Özellikle çevresel kontaminasyonların olabileceği gözardı edilen işletmelerde, S. aureus’a bağlı mastitisleri sürüden eradike etmek mümkün olmamaktadır. Belki de birçok işletmenin klasik mastitis kontrol yöntemleri uygulamasına rağmen, S. aureus’u sürüden eradike edemeyişlerinin nedeni, çevresel kontaminasyonu gözardı etmeleridir.

  1. aureus’a bağlı meme içi enfeksiyonların kontrolünde, iki önemli nokta vardır. İlki sürü içinde enfekte meme lobu sayısını azaltmak, ikincisi ise yeni meme içi enfeksiyon riskini asgariye indirmek için önlemler almak ve bu şekilde inekten ineğe veya çevreden ineğe bulaşmayı engellemektir. Bu amaçlara ulaşmak için enfekte ineklerin sütlerinin, sağlıklı olan inekler ile temasının kesilmesi gerekmektedir.

Sürü içerisinde enfekte meme lobu sayısı azaltmak için birden fazla sayıda yöntem bulunmaktadır. Bu yöntemlerin her birinin avantaj ve dezavantajları vardır. O nedenle işletmeye en uygun olan yöntem tercih edilmelidir. Bu tür stratejiler arasından seçim yaparken ekonomik durum da gözönünde tutulmalıdır. Sürüde enfeksiyon prevalansını azaltmak için tedavi, kesim, enfekte meme loblarının kuruya çıkartılması, sürüye katılan yeni inek ve düvelerden bakteriyolojik kültür yapmak ve de sonucuna göre sürüye katılmasına karar vermek gereklidir.

  1. aureus kaynaklı mastitislerin önlenmesi amacı ile alınması gerekli tedbirler şunlardır;

Tedavi

  1. aureus kaynaklı mastitisleri sürüden tamamen eradike etmek zordur ve bu patojen, klasik antibiyotik tedavisine her zaman olumlu yanıt vermez. Bu etkene bağlı subklinik ve klinik mastitislerde tedavi başarı oranı düşüktür. Fakat kuru dönem tedavisinde başarı oranı %60 civarındadır.
  2. aureus nedenli mastitislerin tedavisinde başarısızlığın bir nedeni, tedavi protokolüdür. Özellikle tedavi süresinin süt antibiyotik kalıntı problemi nedeniyle kısa tutulması, tedavinin başarısız olmasının en önemli nedenlerindendir. S. aureus kaynaklı mastitislerin tedavi başarısını artırmak için bazı stratejiler önerilmektedir. Bu stratejilerden en önemlisi; antibiyotik tedavisinin uzun sürdürülmesi, aşı uygulaması ve aşı ile birlikte uzun süreli antibiyotik kullanılmasıdır.
  3. aureus’a bağlı faktörlerde, bu patojenin neden olduğu mastitislerin tedavi başarısını etkilemektedir. Genellikle antibiyotik tedavisinin başarısız olmasına neden olan faktörler; birden fazla meme lobunun enfekte olması, çok sayıda doğum yapmış olma, enfeksiyonun beta-laktamaz üreten S. aureus’a bağlı şekillenmesi, enfeksiyonun oluşması ile tedavi arasında geçen sürenin uzunluğu, somatik hücre sayısının yüksek olması, meme dokusunda apse veya fibrozis, meme başı lezyonlarının şiddeti ve diğer sağlık problemleridir.
  4. aureus’a bağlı mastitisler laktasyon döneminde veya kuru dönemde tedavi edilebilmektedir. Bu tedavi seçeneklerinin olumlu ve olumsuz yönleri bulunmaktadır. Bunlar aşağıda ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

 

Laktasyon Döneminde Tedavi

Meme içi enfeksiyonların erken belirlenmesi, tedavinin başarısı açısından son derece önemlidir. O nedenle işletmelerde her sağımdan önce; ön sütün muayenesi, memelerin gözlenmesi ve palpasyonu yapılmalıdır. Çünkü ön sütün muayenesi ile sütte ve memelerde şekillenen klinik değişiklikler, kolaylıkla belirlenebilir. Otomatik sağım sistemi ile sağım yapılan işletmelerde zaten sistem sütteki değişiklikleri bildirmektedir, o nedenle ön sütün muayenesine gerek duyulmaz.

  1. aureus nedenli meme içi bir enfeksiyonun antibiyotikle tedavisi sonrası, bakteriyolojik iyileşme oranı laktasyon döneminde oldukça düşüktür. Araştırma sonuçlarında S. aureus’a bağlı mastitisin laktasyon döneminde tedavi başarısınının %20-60 arasında değiştiği belirtilmiştir. Konvansiyel yöntemde meme içi 3 gün süreyle verilen bir antibiyotik, S. aureus nedenli mastitisi tedavi etmekte, yetersiz kalmaktadır. Bu şekil yaklaşımda bakteriyolojik iyileşme oranı, %20-30 civarındadır. Oysa S. aureus kaynaklı bir mastitisi tedavi etmek için uzun süreli antibiyotik tedavisine ihtiyaç vardır. Uzun süreli tedavilerde bakteriyolojik iyileşme oranı, konvansiyel yönteme göre yüksektir. Bu nedenle tedavi 7-14 gün sürdürülmelidir. Ayrıca, antibiyotiğin yangı bölgesine yeterince ulaşması ve etkisini ortaya çıkarabilmesi için, antibiyotiğin hem parenteral hem de meme içi uygulanması gereklidir. Parenteral kullanılacak antibiyotik, memede iyi yayılan ve hücre içine geçebilen özellikte olmalıdır.

Yapılan bir çalışmada S. aureus nedenli mastitisin tedavi için uzun süre (8 gün) pirlimisin kullanılmış ve tedavi başarı oranının %60’dan yüksek olduğu bildirilmiştir.

Başka bir çalışmada ise, S. aureus ile enfekte bir inek grubuna 6 gün süreyle sadece meme içi amoksisilin uygulanmış, tedavi başarı oranı  %25, bir başka gruba bu protokole ek olarak, 3 gün parenteral procaine penisilin G yapılmış ve bu grupta tedavi başarı oranı %51 bulunmuştur.

  1. aureus kaynaklı mastitisin tedavi şansını etkileyen bir başka faktör de enfeksiyonun formudur. Bir araştırmada S. aureus kaynaklı klinik ve subklinik mastitisler kloksasilin ile tedavi edilmiş, tedavi başarı oranının sırasıyla %25 ve %40, oysa kronik subklinik mastitislerde iyileşme oranı, %10 olarak ifade edilmiştir.

Aşıların kullanılması S. aureus kaynaklı mastitislerin önlenmesinde, koruyucu bir yöntem olarak düşünülmektedir. Bu amaçla da üretilen ve piyasada satılan birkaç aşı çeşidi bulunmaktadır. Bu aşılar S. aureus’a bağlı mastitisleri önlemek amacı ile denenmiş ve yararlı etkileri olduğu saptanmıştır. Özellikle S. aureus’un biyofilm oluşturan suşlarına aşıların yapılması süt somatik hücre ve bakteri koloni sayısını ve nüksleri azalttığı bildirilmektedir. Bazı araştırma sonuçlarında ise inek ve düvelerde aşıların yeni enfeksiyon oranını azalttığı ve tedavi başarı oranını arttırdığı açıklanmıştır.

 

Kuru Dönemde Tedavi

  1. aureus nedenli mastitislerin kuru dönem tedavisinde başarı oranı, %40-80 arasında değişmektedir. O nedenle, bu tür mastitislerin kuru dönemde tedavi edilmesi, daha akılcıdır. Kuru dönem tedavisi bazen laktasyon sonu tedavisi denilen ek bir antibiyotik uygulaması ile de desteklenebilmektedir. Laktasyon sonu tedavisi, meme içi veya sistemik olarak uygulanabilmektedir. Laktasyon sonu tedavide ya kısa etkili laktasyon preparatı meme içi, ya da sistemik kullanılabilecek özellikteki bir antibiyotik, terapötik doz ve sürede uygulanır. Özellikle antibiyotik seçiminde hücre içi geçebilen bir antibiyotiğin seçilmesinde yarar vardır. Bu uygulamaların S. aureus nedenli mastitislerin tedavi başarısını arttırdığı bildirilmektedir.
  2. aureus’a bağlı mastitislerin tedavi başarısı kuru dönem tedavisinde, laktasyon dönemine göre oldukça yüksektir. Kuru dönem tedavisinin başarısının yüksek olmasının nedenleri;
  • Memede süt yapımı olmadığı için antibiyotikler süt içinde dilüe olmazlar ve memede daha yüksek konsantrasyon sağlarlar.
  • Sağım olmadığı için antibiyotik dışarı çıkmaz, memede uzun süre, bakteriler ile karşı karşıya kalır.
  • Kuru dönemde meme immun sistemi, laktasyon dönemine oranla daha güçlüdür.
  • Kuru dönemde meme dokusu alveol epitel hücreleri apoptozis mekanizmasına bağlı parçalandığı için, epitel hücreleri içindeki S. aureus açığa çıkar, antibiyotik ile karşı karşıya gelir. Bu durum tedavi başarı oranını olumlu etkiler. Oysa bakteri hücre içinde iken birçok antibiyotik hücre içine giremediğinden etkili olamaz.
Paylaş
Önceki İçerikYoksa Kurban Olmuyor Mu ?
Sonraki İçerik

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here